12 Mayıs 2007 Cumartesi

Çok Çalışmak ve Rızık Endişesi - 3

Eğer Rızık ile ilgili ayetlere göz atılırsa görülecektir ki, hemen hemen hepsinde rızkı verenin Allah olduğu bildirilmektedir.

Bakara 212 - Al-i İmran 27, 37 - Kasas 79-82 - Ankebut 17, 61, 62 - Şura 19 - Yunus 31 - Hicr 21 - Rum 40 - Sebe' 24, 39 - Fatır 3 - Zariyat 58 - Hacc 58 - Mü'minun 72 - Cum'a 11 - Mü'min 64 - Zariyat. 22

Bu ayetlerde bazı bölümler aslında bizi dehşete düşürmelidir. Çünkü, bizi yaratan Rabbimiz sadece bize rızık vermekle kalmıyor, bir de “dilediğine hesapsız rızık vereceğini söylüyor. Dikkat edelim. Burada isteseniz de istemeseniz de rızkı veren Allah’tır. Hem de çok dikkat etmek lazım bu ifadelere.

Vermek malumdur ki 2 şekilde olur.

Birincisi;
Bir şeyi olandan istersiniz, o da size ister verir, ister vermez. Ama burada talep etmek söz konusudur.

İkincisi ise;
İstemeksizin ve karşılıksız olarak verilmek. (Bu eğer insanlar arasında olursa genel de buna hibe, hediye gibi isimler takılabilir.)

Çalışmak sonucunda bir şeyi elde etmek ile, istemek sonucunda bir şeyi elde etmek çok farklı şeylerdir. Bir de bu elde etmek, isteme işlemi gerçekleşmeden olursa o zaman büsbütün farklılaşır.

Bir arkadaşınız size bir armağan (hediye) getirdiğinde, ona çıkartıp o hediyenin ücretini vermezsiniz. Ya da onu sorgulamazsınız. Bu olay tamamen sizin dışınızda cereyan eder ve sizin hiçbir müdahaleniz olmaz buna. Çünkü, bu arkadaşınızla sizin aranızdaki bir olaydır. Bizler buna arkadaşlık adını veriyoruz.

Anneniz, babanız ya da kardeşleriniz size bir şey verdiğinde çok şaşırmazsınız. Hatta bunu yadırgamazsınız bile. Çünkü onlar sizin canınız kadar sevdiğiniz kişilerdir. “Ben bunu hak edecek bir şey yapmadım, neden bana ayakkabı aldınız” demezsiniz. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Size verilen bu hediyeye ya da “şey”e sahip olmak için hiç bir çaba sarf etmediniz, hiçbir harekette bulunmadınız, çalışmadınız, terlemediniz. Bu çok doğal ve normal.

Eğer bu hediyeyi ya da verilen şeyi kabul etmezseniz bunun için haklı bir sebebiniz olmalı. Bir arkadaşınızın gönlünden gelerek verdiği hediyeyi kabul etmiyorsanız, ortada büyük bir sorun var demektir. Ya kendinize ait problemleriniz var ya da arkadaşınızla ilgili şüphe veya problemleriniz var demektir.

İşte İmam-ı Birgivi’nin sözü burada devreye giriyor. Bir önceki sayfaya dönerek bu sözü tekrar okuyun derim ben. Okudu iseniz şimdi de aşağıdaki ayeti birkaç defa düşünerek okuyunuz.

"Yeryüzünde bulunan bütün canlıların rızıkları ancak Allah'a aittir" (Hûd 11/6)

Evet, yeryüzündeki bütün canlıların rızkı Allah’a aittir. Sadece insanlar değil. Bütün canlılar. Evet doğru bütün canlılar. Yani be bundan şunu anlıyorum. İnsanlar, hayvanlar, böcekler, denizde yaşayanlar, karada ve havada yaşayanlar, bitkiler ve hatta cinler. Bu ayette geçen “dabbe” kelimesi incelenirse ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır.

Burada kendime ait bazı net görüşlerimi yazmak istiyorum. Bu konuda İslam Alimleri farklı görüşler öne sürdüklerine göre ve ben de bunları okuduğuma ve de akıl sahibi olduğuma göre, kendi görüşümü de net olarak, akli ve nakli delilleriyle sunarsam inşallah hata yapmış olmam.

Görüşüm:
Bir insanın nafakasını sağlamak, yaşamını kolaylaştıracak, kendisini rahata kavuşturacak şeyler için çalışması ve çaba sarf etmesi gerekir. Ama bunun sonucunda onları kesinlikle kazanacaktır diye bir kaide yoktur. Kişi sadece bunlar için çalışır. Kazanırsa, işini görür ve nafakasından dilerse infak eder.

Ancak rızık böyle değildir. Canlı istese de istemese de Allah rızkını gönderir. O halde rızık dediğimizde anlaşılması gereken şey, canlının hayata tutunabilmesi için gerekli olan asgari şeylerdir.


Eğer biri kalkıp derse ki;
“İnsanın bir çok ihtiyacı vardır, onlar için çalışması gerekmiyor mu?”

Derim ki;
Doğru onlar için çalışması gerekiyor ki, bunu zaten kendi görüşümün ilk paragrafında belirttim. Ancak bu rızık değildir. Hatta dikkat edilirse ben rızık konusunda insandan değil canlıdan bahsediyorum Bir ağaç yaşayabilmek için kendisini lüks bir ortama taşıyacak kudrete sahip değildir. Ama bulunduğu yerde yaşıyor ise rızıklandırılıyor demektir. Aynı şekilde hayvanlar ve böcekler için de aynı durum söz konusudur. Onlar infak etmezler, sadece vermezler hatta biliyoruz ki akıl sahibi yani mükellef değillerdir. Ancak rızıklandırılırlar.

O halde rızık ile nafakayı birbirinden şiddetle ayırmalıyız.

Bu görüşümün neticesinde İmam-ı Birgivi ile aynı kanaati taşıyorum ve bu kadar net söylediği için de Allah ondan razı olsun ki, beni düşünmeye sevketti.

Allah’ı inkâr eden ancak rızkının kendi çalışması ile olduğunu zanneder. Unutmamak gerekir ki, yaratılmışa çalışma fiilini veren de Allah’tır.

Şimdi, rızkının peşinde koşanları düşünüyorum. Deliler gibi günler ve geceler boyunca planlar yapanları düşünüyorum. Sanki insana rızkı peşinde koşması emredilmiş gibi davranıyor herkes. Başka görevler unutulmuş gibi sanki.

Rızkımızı veren, dilediğine de hesapsız rızık veren Allah'a Hamd olsun.
------------------------------------------------------------------
Hasan arkadaşımız der ki;
Ben rızıkla ilgili yazdığınız yazı ile ilgili bir soru sorucam. Bir yufkacı da "Rızkın onda dokuzu ticaret ve cesarettedir" diye bir hadisi şerif okumuştum. Sanırım senin yazdıklarınla çelişiyo Temel abi(ben anladığım kadarıyla) yada hadisi şerif yanlış. Beni bu konuda aydınlatırsan sevinirim.

Hasan Kardeşime derim ki;
Değerli Kardeşim Hasan Bey,
Bahsi geçen hadisi maalesef tam olarak kaynağından okuyamadım. Çünkü bu kaynak ben de bulunmamaktadır. Bu rivayet, Münavî’nin Feyz’û-l Kadir adlı eserinde 3. cildinin 244-245. sayfalarında geçmektedir. Diyanet’in sitesinden baktığımda kaynak olarak tam bu kitap gösterilmekteydi. Başka bir yerde ise bu Garib’ü-l Hadis olarak geçmektedir.

Halkın dilinde meşhur olan bu rivayet çok değişik varyantlar ile aktarılmakta ve hiçbirisinde de kaynak belirtilmemektedir. Oysa Hadis söylemek ve aktarmak çok ciddi bir iştir. Herkes kendi kafasına göre hareket etmemeli ya da tam hatırlamadığı bir sözü Peygamber Efendimize atfetmemelidir.

Yazdığım yazılarda genelde pek tartışmalı konulara girmiyorum. Daha doğrusu pek ilmi yaklaşımlar göstermiyorum. Bundan amacımı daha önce açıklamıştım. Ancak soru olursa, o zaman iş değişiyor. Mecburen bazen dili ağırlaştırmak zorunda kalıyorum.

Farkında iseniz tam olarak rızkın bir tarifini yapmamıştım. Ancak sözlüklerde şu şekilde tarif edilmektedir.

Rızık: Allahın ihsanı olan maddî ve mânevî nimetler.

Rızk'ı-Fıtrî: Yaşamak için gereken normal rızık.

Rızk'ı-Mecazî: Alışkanlık sebebiyle ihtiyaç hâline gelen anormal rızık.

Bazı ayetlerden de sizin bahsettiğiz rivayette ki mana çıkartılabilmektedir. Zaten kafalar da burada karışıyor. Ancak, Sözlükte Rızk-ı Fitri olarak yapılan ayrım benim söylediğim tarzdaki rızıktır. Diğeri olan Rızk-ı Mecazi ise daha sonra Nafaka olarak bahsetmeye çalıştığım şeklidir.

Bazen kelimeler Lügat manalarında bazen de Istılahî manalarında kullanılır. Şuna benzer.

Nebiyy-i Muhterem salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Bana Cehennem gösterildi. Bir de gördüm ki ehl-i Cehennem`in ekseri kadınlardır. Onlar küfrederler." (bunun üzerine): "(Yâ Resûlâ`llâh,) Allâh`a mı küfrederler?" diye soruldu. (Cevâben) buyurdu ki: Onlar kocalarına (karşı) küfrân ederler. İhsâna (karşı) küfrân ederler. Birisine dünyâ, dünyâ oldukça ihsân etsen de sonra senden (hoşuna gitmeyen) bir şey görse "Ben senden hiç bir hayır görmedim." der. (Buhari Kitab’u-l İman, 27)

Bu rivayete dikkat ederseniz “Küfür” kelimesi İstılah (terim) olarak değil, sözlük (lügat) manasında kullanılmıştır.

İnşallah anlaşılmıştır.

3 yorum:

Z. Abidin dedi ki...

SA. bir konuda kuran-ı kerim'de hüküm belirtilmişse artık onun üzerine farklı sözler söylemeye kalkmak, hak yoldan ayrılmak için batıla giden bir viraja girmeye benziyor. Allah hükmünü belirtmişken siz kendi nefsinize göre hükümler belirtmeye kalkarsanız, sonuç küfürdür. rızkı elde etmek için kılınızı kıpırdatmaya gerek yoktur örneği, işte bu nedenle bu kadar keskin kenarlıdır. yani Allah hüküm bildirmişse kesin böyledir. şimdi şöyle bir örnek vereyim, siz rızkınızı temin için çalıştığınızı söylüyorsunuz, Allah (cc) rızkı verenin kendisi olduğunu söylüyor, çalışmaya gerek olmadığını söylüyor. siz ifadenizi düzeltmelisiniz bu noktada. biz müslümanlar çalışırız evet doğru, ama rızkı temin için değil, topluma karşı bir sorumluluğumuz olduğu için. boş duranı Allah sevmez, sözünü herkes duymuştur. Bir hadis; resûlullah bir gün yanındakilerle bir yere giderken yolda bir adam görüyor. bir ağacın altında oturmuş, hiçbirşey yapmadan öylece duran bir adam. efendimiz (sav) selam vermeden ordan geçip gidiyorlar. daha sonra işleri bitip, gittikleri yerden dönerken aynı yerde aynı adamla tekrar karşılaştıklarında bu sefer adamı elindeki bir çubuk ile toprağı karıştırır halde buluyorlar ve resûlallah selam veriyor. etrafındakiler şaşırıyorlar ve durumun nedenini, neden daha önce de aynı kişi görmelerine karşın selam vermedikleri halde şimdi selam verdiklerini soruyorlar. resûlullah da daha öncesinde adamın bomboş, öylece oturduğunu, şimdi ise en azından da olsa bir iş yaptığını söyleyerek sebebini açıklıyor. Velhasılı hatırladığım kadarıyla olay böyleydi. önemli olan biz bu dünyaya bir vazo, bir biblonun vazifesini yapmaya gönderilmedik. insan olarak bizlere bazı hasletler verildi. konuşabilmek, düşünebilmek, iletişim kurabilmek...gibi. ve en önemlisi bize tercih yapma hakkı verildi ve cüz'i irade dediğimiz bu tercih yapma hakkını ne şekilde kullanacağımız denenmek üzere buraya yollandık. yani eylem bizler için şart. rızk için ise şart değildir. bizler elimizi havaya kaldırmak istediğimizde kaldırırız. çünkü Allah kaldırmamızı istemiştir. bir taş alıp atmak istediğimizde atarız. çünkü Allah atmamızı istemiştir. bizim uzuvlarımıza sözümüz geçmez. biz cüz'i irademizi kullanırız ve Allah külli iradesi ile bizim tercihlerimizin gerçekleşmesini sağlar, isterse de sağlamaz. bunca sözün sonunda şunu diyebilirim ki ben hayata imtihan çerçevesinden bakıyorum ve olaylar çok rahat anlaşılır hale geliyor. araştırın, düşünüp taşının, size de uygun göründüyse siz de öyle yapın. İyi günler.

hasan dedi ki...

Ben rızıkla ilgili yazdığınız yazı ile ilgili bir soru sorucam. Bir yufkacı da "Rızkın onda dokuzu ticaret ve cesarettedir" diye bir hadisi şerif okumuştum. Sanırım senin yazdıklarınla çelişiyo Temel abi(ben anladığım kadarıyla) yada hadisi şerif yanlış. Beni bu konuda aydınlatırsan sevinirim.

Erol dedi ki...

SA
2007 yılında Afrika'da açlıktan insanlar ölüyor. Hatta meçhur bir resim var akbabanın açlıktan ölmesini beklediği bir çocuğu uzaktan seyrettiği resim.

Bu durumda Resimde ki çocuk açlıktan öldüğüne göre,
Rızık ne demektir.?