9 Mayıs 2007 Çarşamba

Biz Mutaassıp mıyız?

“Onlar mutaassıp bir ailedir.”

Çokça duyarız bu sözü. Bir genç kızın ailesi, damat adayının durumunu soruştururken, eğer genç erkek, içki içmeyen, kahvesi kumarı olmayan, namaz kılan birisi ise ve ailesi de böyle ise, sorulan kişi şöyle söyler. “Oooo, onlar mı? Çok iyi insanlardır, çok mutaassıp bir ailedir onlar.”

Bu ve buna benzer ifadeleri herkes duymuştur.

Şimdi kendimizi o ortamdan biraz geri alalım ve soralım. Ne demek bu “mutaassıp” kelimesi? Ne anlama geliyor?

Neden sorguluyorum biliyor musunuz? Çünkü bu kelimenin de yanlış kullanılışı bilerek ve isteyerek birileri tarafından bize sokuşturulmuştur. Dikkat edin göreceksiniz, bu kelime sürekli olarak Din ve Dindarlıkla ilgili alanlarda kullanılır. Bazen bazı gazetelerin köşe yazarları da bilerek ve isteyerek bu ve bunun gibi kelimeleri kullanırlar.

Yani yukarıdaki cahilce söylenmiş cümlenin dilimize ve kültürümüze sokuşturulması o kadar cahilce değildir. Sinsice ve kurnazcadır.

Bakın, mutaassıp ne demektir açıklayayım. Çok şaşıracaksınız. Evet, ciddiyim çok şaşıracaksınız. Çünkü bu kelimenin karşılığını TDK’nın sözlüğünden direk aktaracağım.

Mutaassıp: Bağnaz

Evet, mutaassıp bağnaz demektir. Nasıl kulağınıza hoş geliyor mu? Şöyle söyleyelim tekrar.

“Oooo, onlar mı? Çok iyi insanlardır, çok BAĞNAZ bir ailedir onlar.”

Olmadı, anlatamadım mı? O halde şöyle diyeyim.

Mutaassıp: Fanatik

Şimdi tekrar düşünün isterseniz. İyi bir insan nasıl fanatik olabilir? Dindar bir insan nasıl bağnaz olabilir. Gerçi “Dindar” sokuşturmasını da zorla kabul ediyoruz ya. Hadi şimdi onun üzerinde durup da konuyu karıştırmayalım.

Ama dikkat edelim lütfen. Bu kelimeler bize, bizler tarafından değil, bizden olmayanlar tarafından sokuşturuluyor. Diyebilirsiniz ki, bahsettiğiniz köşe yazarları da bizden değil mi? Bunu ben bilmem. Bizden olanlar ve olmayanları ayırt etmek kolay. Bu da başka bir konu.

Neden şöyle söylenmiyor, “falan bilim adamı çok iyidir çok bağnazdır.” Madem bağnazlık, fanatiklik, mutaassıplık iyi bir şeydir, o zaman sorun olmamalı. Mesela ben hemen örnek vereyim. Şu televizyona çıkan ve kendilerini nimetten sayan, aslında hiçbir iş yapmayan ve hatta doktorluk bile yapmayan ama kendilerine ilim adamı diyen bazı bağnaz doktorlar var. Kendi kıt kafasına uymuyor diye, karşısındakine bir fanatiklikle saldıran ve karşısındakini hiç dinleme ihtiyacı hissetmeden “şarlatanlıkla” suçlayan mutaassıp doktorlara ne demeli?

Bir Müslüman asla mutaassıp yani taassup sahibi olamaz. Bağnaz olamaz, fanatik olamaz. Eğer böyle emaresi varsa, onun İslam anlayışında büyük sorunlar var demektir.

Mutaassıplık, körü körüne bir şeye bağlanmak ve onu fütursuzca savunmak demektir. Futbol takımı tutan bir çok insan gibi. Mesela, Adıyamanlı bir insan nasıl olur da hiçbir ilgisi olmayan ve hiçbir bağı bulunmayan bir takımı mesela F.B.’yi tutar. Bu başka bir takım da olabilir. Hiçbir maçını kaçırmaz. Gol attığı ya da atmadığı zaman yerinden zıplar ve naralar atar. Sorun bakalım kendisine, size mantıklı bir cevap verebilecek mi? İşte fanatiklik budur. Siz buna isterseniz mutaassıplık da diyebilirsiniz. Hatta bağnazlık demenizde bir mahsur yoktur. Trabzonlu bir insanın T.S.’yi tutmasının bir anlamı vardır. En azından hemşerim diyecektir. Fakat yine de anlamsız hareketler yapması ve hayatının bir köşesini bu takımın sevgisi işgal etmesi mutaassıplıktır dersem çok da hatalı sayılmam. Neyse benim bu ifadelerime kızan fanatikler olacaktır hemen. Futbol konusunu kapatıyorum.

Bir Müslüman asla körü körüne bağlanmaz. Çünkü Müslümanın inancının başlangıcında ilim tahsil etmek yatar. Ona ilk gelen emir “OKU”dur. Yani din ile taassup asla bir araya gelmeyecek iki kavramdır. Ama her nedense birileri bir şekilde bu kavramı evirip çevirip bize yutturmuşlar. Bizlerde sağ olalım, bir hamlede gözümüzü kapayıp yutmuşuz.

Konu hakkında yazılabilecek çok şeyler var. Ancak anlaşıldığını düşünüyor ve bahsi kapatıyorum.

2 yorum:

Z. Abidin dedi ki...

SA. bu taassup konusuna değindiğiniz çok iyi oldu. aslında günümüzde birçok kelimenin ve kavramın ne anlama geldiği konusunda pek de fikir yürütmüyoruz. yalnız "büyüklerimiz!" nasıl söylerlerse "aydınlarımız!" nasıl kullanırlarsa biz de öyle kullanıp, hiç sorgulamıyoruz. taassup kelimesinin körü körüne bağlanmak anlamına geldiğini ben biliyordum, bunun gibi farklı anlama geldiği halde iyi bir şeymiş gibi lanse edilen; pek normal bir anlamı olmasına rağmen tamamen aksi yönde ve kötüymüş gibi kullanılan kelimeler de var. bunların anlamlarını öğrenmek tabi ki mükellef olan bizlere düşüyor. ama şunun da farkında olmalıyız ki, kaba kuvvetle idare edilemeyen bir millet (bu biz oluyoruz), gözü boyanarak ve aklı yıkanarak, dili sığlaştırılarak ve fertleri arasında iletişimi koparılarak kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. aksi durumda haksızlığa karşı dimdik duracak bir millet, şeytanın uşaklığını kendine vazife edinmişlerin hesaplarıyla uyuşmazdı. düşünsenize siz taassup dediğinizde ben başka birşey anlıyorum, kardeşim başka, babam başka... bir ailenin fertleri arasında bile bu kadar kopukluk oluşturabilmişlerse, heyhat amaçlarına ulaşmışlar demektir. şunu unutmamalıyız ki, biz her bir birey, düşünme ve yorumlayabilme yetisine sahibiz, tek yapmamız gereken aklımızı kullanmak, bizi muhatab alan vahyi iyi anlamak, bizden ne istendiğinin güzelce farkına varmaktır. iyi günler...

Hilal Tunc dedi ki...

Taassub Arapça'da sinirlenmek demektir.Elmayla armutu karistirmayalim lütfen.