İddia ediyorum.
Hangi dille konuşursanız, o dille düşünürsünüz.
Yine iddia ediyorum.
Düşündüğünüz gibi yaşarsınız.
Tekrar iddia ediyorum.
Yaşadığınız gibi de ölürsünüz.
Biraz mürekkep yalamış herkes bilir ki, bir kişiyi yönetmek istiyorsan onu kendi anlayışından, geleneğinden, göreneğinden, insanlarından ve dilinden uzaklaştırırsın. O artık senin kölen olur. Çünkü seninle çıktığı bu yolculukta yalnızdır, yol bilmez, iz bilmez. Seni sevmediği halde sana mecbur kalır ve senden ayrılamaz. Zamanla sana ait olanları öğrenir, öğrenmek zorundadır.
Kısaca kölelik böyledir. Kişilerin de, kavimlerin de, ülkelerin de kölelikleri böyle başlar. Tarihler öncesinde de, bugün de bunun adı köleliktir.
Köle deyince akla hemen Beyaz Amerikalının, Siyah Afrikalıyı ülkesine götürüp sömürmesini düşünmemelisiniz. İngilizlerin birkaç yüzyıl önce bütün dünyayı sömürgeleştirmeye çalıştıklarını ve bunu da neredeyse başardıklarını da aklınıza getirmemelisiniz. Bugünü düşünmelisiniz. Yaşadığınız şu anı tekrar gözden geçirmelisiniz.
Cezayir halkı hangi dili konuşuyor ya da Fas? Evet, dün değil, bugün hangi dili konuşuyorlar? Neredeyse ana dil yok olmak üzere. O kadar da uzağa gitmeye gerek yok. Biz bugün hangi dili konuşuyoruz? Kendi dilimizi konuştuğumuzu iddia edebilir misiniz? Ya da 500 yüzyıl önce yaşayan atalarımızın dilini mi konuşuyoruz? Bunu iddia edebilmek mümkün mü? Hem harfler, hem konuşma dili değişmiş. Eskiler neler yazmışlar, okuyamadığımız gibi, okunanı da anlamaktan aciz hale düşmedik mi?
Uzatmaya ne hacet bu sözleri ve bu iddiaları zaten yıllardır başka yazarların kaleminden okuyor ve konuşmacıların sözlerinden dinliyorsunuz. Ben ise bunun tekrarını uzun uzun yapma ihtiyacı hissetmiyorum. Ancak tekrar tekrar iddia ediyorum ki; DİL DEĞİŞİRSE, DİN DEĞİŞİR.
Dün olduğu gibi bugün de televizyonlarda boy gösteren Allah'tan korkmaz kuldan utanmaz bazı soytarılar, Müslümanların anlayışlarını yozlaştırmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Dini hükümleri bilmeyen Müslüman halkın önce kafasında şüpheler oluşturulmakta ve daha sonra da bu şüpheler yerini inkara bırakmaktadır. Bu halk neden Dini hükümleri bilmiyor? Çünkü dini hükümlere ait dili bilmiyor. Söyleneni anlamıyor. Oysa karşısındaki din istismarcısı durumu biliyor, bunu iyi değerlendiriyor.
Yıllardır Nur Suresi 30-31. ayetler söylenip durur. Ancak her nedense anlaşılmayan bazı kelimelere takılan ilim sahipleri olayı, bahsi geçen soytarılar gibi izah etme yerine ilmi açıklamalara dalmaktadırlar. Oysa yapılması gereken çok basit; Allah'ın ayetlerini ve bu ayetleri yaşayan Allah Resulü'nün yaşam tarzını ve emirlerini topluma anlayacağı dilden anlatmaktır.
Siz eğer çıkıp “Türban”, “Peçe”, “Bone” tartışmasına katılırsanız baştan yenik düşersiniz. Çünkü elin ecnebisi dilini size dayatmış. Siz de bu dili alıp dininizde kullanıyorsunuz. Bunu yapmayın. Bir adım geri çekilin, eksik kaldığınız yeri tamamlayın ve ondan sonra tekrar bir adım öne atın. O halde bunu basitçe birlikte yapalım.
Hangi dille konuşursanız, o dille düşünürsünüz.
Yine iddia ediyorum.
Düşündüğünüz gibi yaşarsınız.
Tekrar iddia ediyorum.
Yaşadığınız gibi de ölürsünüz.
Biraz mürekkep yalamış herkes bilir ki, bir kişiyi yönetmek istiyorsan onu kendi anlayışından, geleneğinden, göreneğinden, insanlarından ve dilinden uzaklaştırırsın. O artık senin kölen olur. Çünkü seninle çıktığı bu yolculukta yalnızdır, yol bilmez, iz bilmez. Seni sevmediği halde sana mecbur kalır ve senden ayrılamaz. Zamanla sana ait olanları öğrenir, öğrenmek zorundadır.
Kısaca kölelik böyledir. Kişilerin de, kavimlerin de, ülkelerin de kölelikleri böyle başlar. Tarihler öncesinde de, bugün de bunun adı köleliktir.
Köle deyince akla hemen Beyaz Amerikalının, Siyah Afrikalıyı ülkesine götürüp sömürmesini düşünmemelisiniz. İngilizlerin birkaç yüzyıl önce bütün dünyayı sömürgeleştirmeye çalıştıklarını ve bunu da neredeyse başardıklarını da aklınıza getirmemelisiniz. Bugünü düşünmelisiniz. Yaşadığınız şu anı tekrar gözden geçirmelisiniz.
Cezayir halkı hangi dili konuşuyor ya da Fas? Evet, dün değil, bugün hangi dili konuşuyorlar? Neredeyse ana dil yok olmak üzere. O kadar da uzağa gitmeye gerek yok. Biz bugün hangi dili konuşuyoruz? Kendi dilimizi konuştuğumuzu iddia edebilir misiniz? Ya da 500 yüzyıl önce yaşayan atalarımızın dilini mi konuşuyoruz? Bunu iddia edebilmek mümkün mü? Hem harfler, hem konuşma dili değişmiş. Eskiler neler yazmışlar, okuyamadığımız gibi, okunanı da anlamaktan aciz hale düşmedik mi?
Uzatmaya ne hacet bu sözleri ve bu iddiaları zaten yıllardır başka yazarların kaleminden okuyor ve konuşmacıların sözlerinden dinliyorsunuz. Ben ise bunun tekrarını uzun uzun yapma ihtiyacı hissetmiyorum. Ancak tekrar tekrar iddia ediyorum ki; DİL DEĞİŞİRSE, DİN DEĞİŞİR.
Dün olduğu gibi bugün de televizyonlarda boy gösteren Allah'tan korkmaz kuldan utanmaz bazı soytarılar, Müslümanların anlayışlarını yozlaştırmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Dini hükümleri bilmeyen Müslüman halkın önce kafasında şüpheler oluşturulmakta ve daha sonra da bu şüpheler yerini inkara bırakmaktadır. Bu halk neden Dini hükümleri bilmiyor? Çünkü dini hükümlere ait dili bilmiyor. Söyleneni anlamıyor. Oysa karşısındaki din istismarcısı durumu biliyor, bunu iyi değerlendiriyor.
Yıllardır Nur Suresi 30-31. ayetler söylenip durur. Ancak her nedense anlaşılmayan bazı kelimelere takılan ilim sahipleri olayı, bahsi geçen soytarılar gibi izah etme yerine ilmi açıklamalara dalmaktadırlar. Oysa yapılması gereken çok basit; Allah'ın ayetlerini ve bu ayetleri yaşayan Allah Resulü'nün yaşam tarzını ve emirlerini topluma anlayacağı dilden anlatmaktır.
Siz eğer çıkıp “Türban”, “Peçe”, “Bone” tartışmasına katılırsanız baştan yenik düşersiniz. Çünkü elin ecnebisi dilini size dayatmış. Siz de bu dili alıp dininizde kullanıyorsunuz. Bunu yapmayın. Bir adım geri çekilin, eksik kaldığınız yeri tamamlayın ve ondan sonra tekrar bir adım öne atın. O halde bunu basitçe birlikte yapalım.
Size dediler ki; “İslamda Türban şöyle olmalı”, “Peçe çok eski çağlarda kalmış İslami bir kıyafettir” vs.
Siz ne yapacaksınız? (Halktan olduğunuzu varsayın)
Önce bir adım geri atın ve o ortamın (kasvetli) havasından kurtulun. Konuşmacının etkisinden çıkın. Çünkü o güne kadar sadece duyduğunuz ancak okuyup öğrenmediğiniz, araştırmadığınız bir konu hakkında söz sarf ediliyor. Siz ise sadece ama sadece gördüğünüz ve bilmeden kabullendiğiniz konu hakkında fikir sahibi olmaya çalışıyorsunuz. Eğer konuşmacı sizden değilse, o halde büyük ihtimalle saptırılacaksınız. Dikkat edin.
Sıra, konu hakkında araştırmaya ve konu üzerinde düşünmeye geldi. Zaten en büyük sorunumuzda bu değil mi? O halde bahsi geçen ayetleri bir defa da kendiniz okuyun. İşte şimdi ben sizin için bunu bir defa daha yapacağım.
“Mümin erkeklere, gözlerini dikmemelerini, ırzlarını korumalarını söyle. Çünkü bu kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.” (Nur Suresi: 30)
“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine örtsünler. ...... Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar...” (Nur Suresi: 31. ayetin bazı kısımları)
Siz ne yapacaksınız? (Halktan olduğunuzu varsayın)
Önce bir adım geri atın ve o ortamın (kasvetli) havasından kurtulun. Konuşmacının etkisinden çıkın. Çünkü o güne kadar sadece duyduğunuz ancak okuyup öğrenmediğiniz, araştırmadığınız bir konu hakkında söz sarf ediliyor. Siz ise sadece ama sadece gördüğünüz ve bilmeden kabullendiğiniz konu hakkında fikir sahibi olmaya çalışıyorsunuz. Eğer konuşmacı sizden değilse, o halde büyük ihtimalle saptırılacaksınız. Dikkat edin.
Sıra, konu hakkında araştırmaya ve konu üzerinde düşünmeye geldi. Zaten en büyük sorunumuzda bu değil mi? O halde bahsi geçen ayetleri bir defa da kendiniz okuyun. İşte şimdi ben sizin için bunu bir defa daha yapacağım.
“Mümin erkeklere, gözlerini dikmemelerini, ırzlarını korumalarını söyle. Çünkü bu kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.” (Nur Suresi: 30)
“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine örtsünler. ...... Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar...” (Nur Suresi: 31. ayetin bazı kısımları)
O günkü toplumun bu ayet geldiğinde ilk anladıkları ne ise ayet ondan bahsetmektedir. Bu ayetler gizli kapaklı, anlaşılmaz ayetlerden değil ki, dün farklı anlaşılsın, bugün farklı anlaşılsın. Ancak kalplerinde eğrilik bulunanlar Allah'ın bu açık ayetlerini saptırmak için uğraşırlar.
Mümin erkekler harama bakmayacaklar ve namuslarını koruyacaklar. Bitti. Bir erkek gözlerini neden korur? Neye bakmaktan geri durması gerekir? Bundan daha açık ne olabilir ki? Aksini iddia edecek bütün kanunlara aykırı davranmış olur. Burada iki satır düşünelim...
Devam edecek..